Kitabı görenler ansiklopedi mi okuyorsun dese de kitabın akıcılığından habersizler. Yazarın kalemi gereksizliklerden uzak kalmayı başarıp sekiz yüz kırk sayfa boyunca sıkılmadan, aynı şevk ve heyecanla yazmış. Kitap Pargalı İbrahim’in çocukluğu ile başlıyor. Ailesi, inatçı ve hırslı kişiliğinin vurguluyor. Bazı insanların çocukluktan itibaren ne olacağı belli olur mantığının işletimini burada da görüyoruz. Kurgu ve düşünce sistemi olarak ön planda o0lması gereken bir kalem. Sonra ki bölümde Hatice Sultan’ geçiyor. Kitap bir Pargalı, bir Hatice Sultan düzeninde ilerliyor. Bir ara kendini Azrail zanneden bir katilin duygu dünyasına dalıyorsunuz. Ki bu baya hoş ve çeşitlilik katan bir düzen. Hatice Sultan’ın şu an ve no zaman bile tranva olarak bakabileceğimiz bir durumla karşılaşması sonucunda ortaya çıkan pisikolojik rahatsızlığı ve gönlünü kaptırmasıyla devam ediyor. Pisikolojik analizlerden sıkılan bir okuyucu olsam da Hatice Sultan’ın pisikolojik analizini beğendim. Hoş biraz günümüze uygun olsa da o dönem ve şartlarını da anımsatmayı elden bırakmıyor. Pargalı İbrahim, genç, yakışıklı,güçlü bir adam olarak bizim ve Şehzade Süleyman’ın karşısına çıkıyor. Hiç hazzedilmeyen, toplumumuz tarafından hoş görülmesi mümkün olmayan bir olaya da imza atması Pargal’ya antipatimi etkiledi. Genç adamın hanım ağasına aşık olması, karşılıksız kalması ve bir iki bölüm sonrasında tarihe bilgilerin getirdiği rahatlıkla bu durum uzamıyor. Pargalı’nın zekasıyla Şehzade Süleyman’ı etkilemesini takdir edilesi bir durum. Tam bu noktada yazarın yeteneği devreye giriyor. Hayal gücünün zenginliği ve zekasını bir nevi bize sunuyor.
Eksikliklerinin olduğu noktalar az olması daha okunabilir kılıyor. Hatice Sultan gönlünü kaptırdı demiştim. Bölümün sonuna kadar buhranlı ve acılı bir sultanımız var. Ki bence aşktan öte bir kadının şefkate ihtiyaç duymasının verdiği açlıktı. Sonuçta baba, anne sevgisini bizim gibi booool booool şımara şımara yaşamıyor. Aşkının karşılığının olması sultanımıza farklı bir çemberden kirişle açı yaptırıyor. Burada beni en çok sevindiren Hatice Sultanı’mızın sevgili Çalı Bülbül’ünün öldürülmesi oldu. Tamam ölüm sevindirici bir şey değil ama iffeti korunaklı olarak kalması da tabi ki güzel. Okuyunca bu haklı sevincimi anlayacaksınız. Hatice Sultan buradan sonra kendine geliyor ve Yavuz Sultan Selim’in kızı olduğunu hatırlıyor. Benim buradan çıkardığım sonuç bir musibet bin nasihattan iyidir. Sadece okunması gereken kısım hakkında bilgi vermek istemiyorum. Spoilerin içine boğup da kitabı okumamanızı istemem. Serinin son kitabı olarak ilk kitap – Moskof Cariye Hürrem- gibi çok doyuma ulaşamadığımı söylemek zorundayım. Sonuçta kitabın sonunda ilk kez bir kitaba ağlayarak kendi rekorumu kırdım. Kitaba ve yazara düşüncesizce yorum yapanlara da bir şeyler söyleyerek yazıma son vereceğim. Tarihi roman ve tarih kitapları arasındaki farkı öğrenmeniz gerektiğini düşünüyorum. Kitap zevk almak ve öğrenmek için okunur. Zaten bu yorumu yapan insan dışılara tek söyleyebildiğim önce kitap okumayı öğrenin. Okuyanın da canını sıkıp iblislik yapmayın.