Nasıl bir yerde yaşadığımı sürekli soruyorum kendime. Neden olduğuna hala bir anlam veremiyorum ama sanırım can sıkıntısı bu olsa gerek. Bir şehirde hiç mi bir ortam olmaz. Akşamları çıkıp sabahlara kadar gezip dağıtabileceğin bir tanecik bile mekan olmaz. Bu şehir sadece 10 km’lik düz bir yolun çevresine nasıl kurulabilmiş. Peki tüm bunların yanısıra neden minibüs diye tarif ettiğimiz o taşıma sistemi de bir garip? Bide gelmeden önce demişlerdi ki, orası çok iyi bir yerdir. İnsanları çok iyidir, herşeye yardım ederler. Eee ben yanlış yere mi geldim acaba diye düşünüyorum 4 aydır kara kara. Aklıma takılan o kadar soru ve sorun var ki; kime soracağımı dahi bilmiyorum. Bana cevap verebilecek birisinin olduğunu da sanmıyorum ya. Neyse; herhalde şuan nereden bahsetiğimi anlamaya çalışıyorsunuz. Edirne’den bahsediyorum Edirne. Bir dönem Osmanlı’ya da başkentlik yapmış , Dünya üzerinde tarihi eser yoğunluğu bakımından çok üst sıralarda ki bir şehirden bahsediyorum. Malum okul sebebiyle geldik buralara. Ama bu kadar mı soğuk karşılanır insan ya, hava sıcaklığı (-) lerde, Bi de Bulgaristan baraj kapakları var ki adamlar ne zaman ucundan açsa kapakları, Edirne de hayat felç olmuş demektir. Meriç taşmıştır, Tunca Nehri taşmıştır, yerleşim yerlerinin bir kısmı sular altında kalmıştır, o gün bütün haber kanallarında Edirne vardır artık. Bütün öğrencilerin aileleri sarılmıştır telefonlara. Oğlum, kızım; oralar nasıl, televizyonda gördük ki… diye başlayan bir cümle. Bunları bir tarafa bırakalım.
Taşıma problemi demiştim, evet cidden çok büyük bir sorun. Tabi trafik falan değil, veya arabaların az olmasıyla da alakalı bir durum değil. O arabaları kullanan insan demek istiyorum ama yakıştıramıyorum, hayvan demek daha mantıklı geliyor ama ne de olsa o da Allah’ın bir sevgili kulu olduğu için onu da demek istemiyorum. O yüzden insancıklar diyelim, o kadar kaba insanlar ki, hoşgörü falan beklemeyin. Onların tek derdi vardır para. Memleketlere yolculuk zamanlarında otogara giderken bavulla arabaya binilmesine dahi kızan bir topluluk. Hepsi mi böyle diyeceksiniz cevap veriyorum evet hepsi böyle. Zaten babadan oğula geçme bir meslek. Şöyle anlatayım Edirneli olupta bu işi yapmayan esnaf yokmuş. Bunları da bırakalım bir yana, şehir öyle bir planlanmış ki, 10 km’lik dümdüz bir yol var nerdeyse, herşey onun çevresine sırasıyla yerleştirilmiş. Ama şöyle güzel bir durum var ki yeni yapılar artık yol boyunca uzunlamasına değil tam tersi genişlemesine gidiyor.
Diğer bir konu eğlence namına bişey bulmanız çok zor. 150-200 metrelik bir sokak var ki üniversitenin önünde, bütün dükkanlar işte o kısacık yolda, bütün hepsi diyince çok bişey beklemeyin, 3-5 oturmak için uygun mekan diyelim. İçkili mekanları da var elbette ama onları da öyle biryere yapmışlar ki, minibüsler saatler 23:00 ı gösterdiğinde bitiş bayrağını çekiyorlar ve öylece evine 4-5 km’lik bir mesafe de sap gibi kalakalıyorsun. Gece daha yeni başlamıştır ama senin için sonu işkenceyle bitmeye aday gibi gözükür.
Kızlarına gelirsek, sarı saçlı, mavi-yeşil gözlü, beyaz tenli birilerini görürsen bil ki Edirne’nin yerlilerindendir. Yunan kızlarıyla karıştırma ihtimaliniz yüksektir. Ne de olsa sınır komşuları olduğu için aralarında muhakkak zamanında kız alışverişi olmuştur. (Alışverişi ticaret eşyası olarak algılamayın, yanlışlığa mahal vermeyelim.) Yani tüm bu kötü şeylerinin yanında iyi ve güzel olan bikaç şeyden biri budur diyebilirim, sizi cezbedebilir.
Şehirde ki yol, kaldırım düzenine gelirsek pek güzel bişey beklemeyin, sanki belediye başkanı uykuya dalmış ve birisinin onu kaldırmasını bekliyor. Kaldırımları doğalgaz çalışması nedeniyle kazdıktan sonra kapatmayı falan düşündüklerini sanmıyorum. Heryer diğer bir tabirle delik deşik. Ha şöyle bir güzel yanı da trafik sorunu yok. Gönül rahatlığıyla arabanızla gelebilirsiniz ve yolları o kadar karmaşık değildir. Bunların yanında Meriç ve Karaağaç gibi iki tane güzel yerleşim yerine de sahiptir. Eğer gelirseniz oraya uğramadan gitmenizi istemem, eğer uğramazsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.
Az daha kalsın en büyük sorunu unutuyordum, YEMEK. Hiç mi şöyle adam gibi güzel yemek yapan bir lokanta olmaz. Tamam meşhur Edirne Tava Ciğeri var ama o da bir yere kadar. Hergün ciğer yiyemeyiz herhalde. Bi kaç tane lokantası var okul çevresinde ama çorba içersin; su, cacık istersin; su, yemek istersin tadı yok tuzu yok. O derece özensiz yerler diyebilirim. Çarşı tarafında belki güzel yerler olabilir ama, yemek yemek için de günde 4 defa arabaya binip oralara gidip gelmekte saçma olur sanırım. Şimdilik diyeceklerim bu kadarla sınırlı diyebilirim. Ama gençlere bir öneride bulunayım, Trakya Üniversitesi son tercihiniz olması durumunu düşününüz. Güzel bir şekilde derslere çalışıp güzel şehirlerde okumanız sizin için de çok iyi olur, sonra ben gibi kafayı duvarlara vurmazsınız…